vicdan

Vicdan; kişinin iç dünyasında kendini keşfetmesi, doğru ve yanlışı ayırt edebilmesi,kendi kendini sorgulayabilmesi, yargılayabilmesidir. Kişinin kendi içine dönük doğru karar verme çabası ve içte yeşeren bu gelişmenin dışa yansımasıdır.Her zaman doğrudan, güzelden, haktan ve samimiyetten yana duran ruhun sahibi olabilmektir.Vicdan; merhamettir,şefkattir. Vicdan; karşılıksız vermektir, fedakarlıktır.Vicdan;dürüstlüktür, erdemdir. Vicdan, cömertliktir, iyilik yapmaktır. Vicdan; sorumluluktur, adil olmaktır. Vicdan; bencil olmamaktır, beraber olmaktır.

İnsanın ruhuna hükmeden de aklına yön veren de vicdandır. Akıl vicdanla aynı fikirde olduğu sürece kişinin iç dünyasında sükunet hakimidir ama vicdan aklın aldığı karardan hoşnut olmazsa akıl ile vicdanın çatışması başlar.

Vicdan Eğitimi Anne Rahminde Başlar

Vicdan,bireyin beraberinde getirdiği özelliklerden biridir. Tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi büyütülmeye ve geliştirilmeye ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacı karşılamak annenin sahip olduğu ruhun çocuğa yansımasıyla anne rahminde başlar. Çocuğun anne rahminde geçirdiği o süre zarfında anneler nefsine ve egosuna hakim olmalıdır. Hal ve hareketlerinin sadece kendini bağlamadığını görmelidir. Ruhunda iyilik ve güzellik barındıran bir anne çocuğunun ruhunu da aynı hasletlerle donatacağının farkında olmalıdır.

Anne-baba ile Vicdan Eğitimi

Çocuğun dünyaya gelişi ile beraber vicdani eğitimide anne-baba rehberliğinde devam eder. Annelerin bebekleri ile ilk buluşma anında bir annede meydana gelen sevgi ve sefkat duygusu çocuğa yansır. Bu yansıma ise güven zemininin oluşmasına atılan ilk adımdır. Çocuğun vicdani eğitimi sevgi ve şefkat ile başlar. Sevildiğini,kendisine şefkat gösterildiğini, merhamet edildiğini hisseden çocuk bu duyguları kendisine hissettiren kimseye güvenle bağlanır.

Uzmanlara göre çocuklar iki yaşın sonunda bazı eylemlerin anne babasının hoşuna gitmeyeceğini öğreniyor. İyi ve kötü arasında seçim yapabilecek bilişsel seviyeye ulaşıyor. İlk dört yıl bebeklerin en önemli yıllarıdır. Bebekler, kişiliklerini oluşturan özelliklerin bir çoğunu da bu zaman diliminde kazanıyorlar. Bizler fark etsekte etmesekte ya annemiz ya da babamız gibi davranırız. Bu yüzden ebeveynlerin özellikle bu dönemde verebilecekleri karşılıksız, samimi sevgileri temel yapı taşlarını oluşturmaktadır.

İçimizdeki Ses

İçimizde bizi uyaran gizli ve güçlü bir ses vardır. İçimizdeki bu ses yanlış bir şey gördüğü zaman bize hemen seslenir. Hislerim bu konuda yanıldığımı söylüyor der ve o sese kulak veririz. İşte bu ses vicdanımızın sesidir. İngiliz filozof John Stuart Mill İnsanlar kötülüğü, arzuları kuvvetli olduğundan dolayı değil, vicdanları zayıf olduğundan dolayı yaparlar der.Vicdanların sustuğu yerde çıkar, bencillik, kabahat, kötülük, ahlaksızlık, edepsizlik başlar. Ferdi ve toplumsal planda vicdanlı davranmayan kişilerin yaşadığı evrene duyarlı olmaları beklenemez. Çarpık uygulamalara sessiz kalırlar. Vicdanları gelişmemiş kişiler hissederek yaşayamazlar. Gerçeklik algısını kaybeder, duyarsızlaşırlar. Hissedemez, empati kuramaz, acımazlar.

Değerler Eğitimiyle Vicdanlı Bir Nesil

Vicdan güçlü bir histir, insan ruhunun bir parçasıdır. Aklın ve kalbin hocasıdır. İnsan vicdanına rehberlik eden ise ahlaki eğitimdir. Hz Allah’ın koymuş olduğu kurallarla eğitilen bir kimse ahlaken zarar görmez ve doğru ile yanlışıda net bir şekilde ayırt edebilir. Çünkü kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim de bizim yaşam standartlarımız, neyin doğru neyin yanış olduğu açıkça belirtilmiştir. Ahlak, şahsiyet, maneviyat tohumlarının atıldığı bir toplumda vicdan yeşerir.

“Ahlaken eğitilen bireylerin bir eline vicdanını bir elinede doğru verilmiş dini eğitimi koyup iradesi ile başbaşa bıraktığınızda vicdan sahibi bireyler elde edersiniz.”

Bir kimseye sadece bilgi yüklemek asla yeterli değildir ve doğru bir yaklaşım olarakta kabul edilemez. İngilizce şöyle bir deyiş vardır. ’’Actions speak louder than words.’’ Türkçe ‘’ Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’’ deyişi ile aynı anlamı ifade eder. Kişinin yaptıkları ile konuştukları örtüşmediği müddetçe konuşulanlar lakırdı ve boş sözlerden ibaret olarak kalır. Çocuklara sadece ne yapmaları gerektiğini söylemenin yeterli olmadığından onlara nasıl yapacaklarını göstermenin gerekliliğinden daha önce bahsedilmişti. Çocuklar anne babalarından gördüklerini taklit ederek büyürler. İlk eğitim merkezleri ev ortamlarıdır. İlk öğretmenleri ise ebeveyinleridir. Daha sonra derslikler ve öğretmenler gelir. Modern dünya hayatı kolaylaştıran imkanlar sunarken hayatımızda bizi biz yapan bazı değerleride silip süpürmeye devam ediyor. Manevi değerleri sindirmiş kanaat önderiyle, ak sakallı dedeleriyle vakit geçiren çocuklar nerde internet, akıllı telefonlar ile zaman geçiren çocuklar nerde. Komşu ziyaretini bir tarafa bırakıyorum akrabalarımızı bile acaba ne sıklıkla ziyaret ediyoruz. Acaba bu alemden göç eden büyüklerimizin kabirlerine çocuklarımızla gidip onların dua etmesine imkan veriyor muyuz. Bunların hepsinin çocukların vicdan eğitiminde önemli bir yeri var. Kendisine, ailesine, hocalarına, arkadaşlarına saygısı olan bir çocuğun vicdan duygusu gelişmiştir. Pratik hayatta bir değeri olan bilgi ruh katılarak verildiğinde vicdanlı nesiller yetişmeye devam eder.

Şefkat ve Merhamet Sahibi Öğretmenler

Çocuklarımız okul çağına gelince onları öğretmenlere emanet ederiz. Vicdan eğitimi okullarda öğretmenleriyle verilmeye devam eder.Etkili bir eğitim yapabilmek için çocukları hayata hazırlayan etkili bir eğitmen olmak gerekir.Bir öğretmen bütün özellikleri şahsında toplayacak şekilde kendini geliştirmekten mesuldür.Derslikler hayatın provasıdır.Çocuklar geleceğe ümitle bakmalarına kapı aralayan öğretmenler onlara faydalı olup,onların iyi ve başarılı insan olmalarını sağlarlar. Pedegoji derslerinde bize verilen bazı metinler vardı.O metinlerin birinde öğretmenin öncelikle yapması gereken husus şu şekilde dile getiriliyordu:

‘’Öğretmenlik,kalbe girme ve kendini sevdirebilme sanatıdır.Kendinizi sevdiremediğiniz öğrencinin gönlüne giremessiniz.Gönlüne giremediğiniz öğrencinin kafasına giremessiniz.Kafasına giremediğiniz öğrenciyi eğitemessiniz.Eğitimcinin birinci önceliği kendini ve dersini sevdirmek olmalıdır.’’

Öğretmen kendi iç sesini dinleyerek,öğrencilerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelidir.Öğretmen her şeyi ile öğrencisini etkiler.Konuşması,yeme-içmesi,giyim tarzı,yürüyüşü,davranışları,espirileri kısaca her hali ile öğrencilerinin takibi altındadır.Durum böyle olunca öğretmen maddi ve manevi her türlü donanıma sahip olmanın yollarını aramalıdır.Öğretmen ağaç ise öğrencileri meyveleridir.Ağaç iyi olmaz ise meyveler de iyi olmaz.

Özellikle gözden kaçırılmaması gereken bir konunun altını çizmek isterim.Öğretmen,öğrenmek isteyen ve hata yapmaktan korkmayan öğrencilere yardımcı olur.Öğrenme hevesi olmayan,hiçbir şey yapmak istemeyen,başarma gayreti olmayan bir öğrenci için dünyanın en iyi öğretmenlerini bir araya da getirseniz öğrenci istemedikçe istenen başarıya ulaşmak zordur.Öğretmen sadece bir rehber,yol göstericidir.Anahtarı verir onu kullanacak olan ise öğrencidir.

Hayal kurabilen idealist bir nesle atılan tohumlar ancak ahlaki değerlere sahip öğretmenlerce yeşerir.Manevi değerlerine sahip çıkmayan bilge bir öğretmen eksiktir,yarımdır.Öğretmen Yaratıcıya karşı sorumluluklarının farkında olmalıdır.Öğretmen düşünen,üreten,kendine inanan ve güvenen,iyimser,cesur,realist,fedakar,kararlı,tutkulu,şefkatli,kendini adamış bir nesli yetiştirmenin derdi ile dertlenmeli,öğretmenin kalbi bu aşk ve iştiyak ile çarpmalıdır.

Bir Sonraki Yazı: Çocuk ve Namaz